Uluabat Gölü’nün
kenarında, sisli suların ortasında yemyeşil bir yarımadaya çıkıyor yollar.Sımsıcak
gülen insanlar karşılıyor bu küçük balıkçı köyünde ziyaretçileri.Gölün puslu
sularına bakarken kıyıya yaklaşan kayıklar takılıyor gözümüze.Bir de ne
görelim! Kayıkların içinde her bir erkeğin yanında birer de bayan balıkçı
beliriyor.Hemen yanlarına yaklaşıp şu işin aslını öğrenelim diyoruz...
Bursa şehir merkezine yaklaşık 40 km uzaklıkta kendi
yağıyla kavrulan şirin bir balıkçı köyü Gölyazı.Havası,suyu sakin ve
puslu.Uluabat gölünün sisi meydanı kaplamış.Erkekler ‘Ağlayan Çınar’ın altında
oturmuş çay içiyorlar.Sandallarını kenara çekenler burada dinleniyorlar. Köyde balık
işinden başka geçim kaynakları yok denecek kadar az.Çok nadir tarla işi
yapanlar varmış..İnsanlar tuttukları balığın çok ucuza gittiğinden yakınsalar
da bu işi yapmaya devam ediyorlar.Göle açıldıklarında yanlarına bir de yardımcı
gerekiyor erkeklerin.Ortak aradıkları zaman hiç tahmin etmedikleri birileri
çıkıyor bu işe gönüllü.Onlar kim mi?
Eşleri,kızları,gelinleri tabii ki.Erinmeden koyuluyorlar işe sanki
erkeklermiş gibi.Belki de onlardan çok benimsiyorlar yaptıkları işi.Az
rastlanan bir durum olsa da Gölyazı da balıkçılık artık erkeklerden çok kadınların
mesleği haline geliyor.
Küçük bir kızın göl sevdası
Oraların kızları hayallerini ellerinde oyuncak bebeklerle
kurmuyorlarmış eskiden.Küçük parmakları ağlarda,gözleri suyun maviliğine dalmış
halde kurarlarmış.Büyümüş kabul edilmenin,işe yarıyor hissetmenin yolu gölden geçermiş.Kızlar
ilkokulu bitirdiği gibi çalışmaya başlar,eve destek olurlarmış.Bu doğrultuda en
çok tercih edilen meslek tabii ki
balıkçılık olurmuş.Çeyizlerinden önce gelirmiş ağ örme işi.Dantel,örgü niyetine
yerine onunla uğraşırlarmış.İçlerine işlemiş bir göl sevdası var çünkü
onların...
Fevziye Evin,12 yaşında göle giriyor aynı
düşüncelerle.Babasıyla birlikte kayığa atlıyor ve yardımcı olmaya daha o
yaşında başlıyor.Yorulduğunda kayığın arka tarafına geçip uyuyor. ‘’O yıllarda
balıkçılık işten ziyade bir hayal gibiydi benim için.Çevremde onu gördüm,ben de
yapmak istedim.Babam isteklerimi kırmadı ve balığa çıkarken beni de yanına
almaya başladı.o gün bu gündür balıkla uğraşıyorum.Göl benim hayatım oldu
artık. ‘’ İşin ilginç yanı,Fevziye hanım gibi birçok balıkçı kadının da yüzme
bilmeyişi.Ama şimdiye kadar devrilseler de kurtaranları olmuş ve zarar
görmemişler. ‘’Kadın olduğumuza bakmayın, kayığın arka tarafında erkek
gibiyiz’’diyor.Cesaret ve hırs buranın kadınlarına gerçekten çok
yakışıyor.Başları dik,güçlü duruyorlar.
Dayanışma, dernekle pekişiyor
Gölyazı’nın çalışkan hanımları balıktan geldikten sonra da
boş durmuyorlar. Bir kısmı ev işlerini düzene koyduktan sonra oturuyor gözleme
sofrasının başına. Biri hamuru açıyor,biri içini koyuyor,bir diğeri
pişiriyor.Bu yardımlaşma ortamında kadınlar bir araya toplanmış ve bir kadın
dayanışma derneği kurmuşlar.Derneğin başkan yardımcısı Perihan hanım,faaliyetlerini
şöyle anlatıyor ; ‘’Buradaki kadınlar yardımlaşma işine çok duyarlı.Balıktan sonra
meydanda gözleme açılıyor,lokma dökülüyor. Ayrıca reçel tarhana gibi ev
ürünleri çıkarıp satılıyor ve bunlardan kazanılan para derneğin kasasında
toplanıyor.Kimin düğünü,cemiyeti varsa veya sadece paraya ihtiyacı doğduysa
yardımcı oluyoruz.Köy içinde dayanışma artıyor,huzur ortamı devamlılığını
sürdürüyor.’’
Akşam kızıllığı Gölyazıdan ayrılırken el sallıyor sanki
peşinizden.Çalışkanlığın,normlara karşı koymanın ve samimiyetin timsali
insanlar misafirlerini uğurlarken,doğallıklarını korudukları sürece ziyaretçilerinin
eksik olmayıp yalnız kalmayacaklarının da adeta bilincinde evlerine dönüyorlar.
0 yorum:
Yorum Gönder