Sandal üstündeki inciler: Kadın Balıkçılar

Posted by suber On 20 Mayıs 2012 Pazar 0 yorum


Uluabat Gölü’nün kenarında, sisli suların ortasında yemyeşil bir yarımadaya çıkıyor yollar.Sımsıcak gülen insanlar karşılıyor bu küçük balıkçı köyünde ziyaretçileri.Gölün puslu sularına bakarken kıyıya yaklaşan kayıklar takılıyor gözümüze.Bir de ne görelim! Kayıkların içinde her bir erkeğin yanında birer de bayan balıkçı beliriyor.Hemen yanlarına yaklaşıp şu işin aslını öğrenelim diyoruz...



Bursa şehir  merkezine yaklaşık 40 km uzaklıkta kendi yağıyla kavrulan şirin bir balıkçı köyü Gölyazı.Havası,suyu sakin ve puslu.Uluabat gölünün sisi meydanı kaplamış.Erkekler ‘Ağlayan Çınar’ın altında oturmuş çay içiyorlar.Sandallarını kenara çekenler burada dinleniyorlar. Köyde balık işinden başka geçim kaynakları yok denecek kadar az.Çok nadir tarla işi yapanlar varmış..İnsanlar tuttukları balığın çok ucuza gittiğinden yakınsalar da bu işi yapmaya devam ediyorlar.Göle açıldıklarında yanlarına bir de yardımcı gerekiyor erkeklerin.Ortak aradıkları zaman hiç tahmin etmedikleri birileri çıkıyor bu işe gönüllü.Onlar kim mi?  Eşleri,kızları,gelinleri tabii ki.Erinmeden koyuluyorlar işe sanki erkeklermiş gibi.Belki de onlardan çok benimsiyorlar yaptıkları işi.Az rastlanan bir durum olsa da Gölyazı da balıkçılık artık erkeklerden çok kadınların mesleği haline geliyor.


Küçük bir kızın göl sevdası
Oraların kızları hayallerini ellerinde oyuncak bebeklerle kurmuyorlarmış eskiden.Küçük parmakları ağlarda,gözleri suyun maviliğine dalmış halde kurarlarmış.Büyümüş kabul edilmenin,işe yarıyor  hissetmenin yolu gölden geçermiş.Kızlar ilkokulu bitirdiği gibi çalışmaya başlar,eve destek olurlarmış.Bu doğrultuda en çok tercih edilen meslek  tabii ki balıkçılık olurmuş.Çeyizlerinden önce gelirmiş ağ örme işi.Dantel,örgü niyetine yerine onunla uğraşırlarmış.İçlerine işlemiş bir göl sevdası var çünkü onların...
Fevziye Evin,12 yaşında göle giriyor aynı düşüncelerle.Babasıyla birlikte kayığa atlıyor ve yardımcı olmaya daha o yaşında başlıyor.Yorulduğunda kayığın arka tarafına geçip uyuyor. ‘’O yıllarda balıkçılık işten ziyade bir hayal gibiydi benim için.Çevremde onu gördüm,ben de yapmak istedim.Babam isteklerimi kırmadı ve balığa çıkarken beni de yanına almaya başladı.o gün bu gündür balıkla uğraşıyorum.Göl benim hayatım oldu artık. ‘’ İşin ilginç yanı,Fevziye hanım gibi birçok balıkçı kadının da yüzme bilmeyişi.Ama şimdiye kadar devrilseler de kurtaranları olmuş ve zarar görmemişler. ‘’Kadın olduğumuza bakmayın, kayığın arka tarafında erkek gibiyiz’’diyor.Cesaret ve hırs buranın kadınlarına gerçekten çok yakışıyor.Başları dik,güçlü duruyorlar.


Dayanışma, dernekle pekişiyor
Gölyazı’nın çalışkan hanımları balıktan geldikten sonra da boş durmuyorlar. Bir kısmı ev işlerini düzene koyduktan sonra oturuyor gözleme sofrasının başına. Biri hamuru açıyor,biri içini koyuyor,bir diğeri pişiriyor.Bu yardımlaşma ortamında kadınlar bir araya toplanmış ve bir kadın dayanışma derneği kurmuşlar.Derneğin başkan yardımcısı Perihan hanım,faaliyetlerini şöyle anlatıyor ; ‘’Buradaki kadınlar yardımlaşma işine çok duyarlı.Balıktan sonra meydanda gözleme açılıyor,lokma dökülüyor. Ayrıca reçel tarhana gibi ev ürünleri çıkarıp satılıyor ve bunlardan kazanılan para derneğin kasasında toplanıyor.Kimin düğünü,cemiyeti varsa veya sadece paraya ihtiyacı doğduysa yardımcı oluyoruz.Köy içinde dayanışma artıyor,huzur ortamı devamlılığını sürdürüyor.’’
Akşam kızıllığı Gölyazıdan ayrılırken el sallıyor sanki peşinizden.Çalışkanlığın,normlara karşı koymanın ve samimiyetin timsali insanlar misafirlerini uğurlarken,doğallıklarını korudukları sürece ziyaretçilerinin eksik olmayıp yalnız kalmayacaklarının da adeta bilincinde evlerine dönüyorlar.






”aslında benim ne istediğimi biliyor musun? hepinizin canı cehenneme! rahatlık, sakinlik istiyorum! kendi huzurum için bütün dünyayı beş paraya satarım ben. beni kıyametin kopmasıyla çaysız kalmam arasında bir seçime zorlasalar, dünyanın batmasını umursamaz, çayımdan vazgeçmeyeceğimi haykırırdım.” Dostoyevski

‎''İnsanlığın bin bir çabayla ikibin yılda yarattığı asgari ahlâk, elli yılda televizyon tarafından çiğnenmiş ve on yılda da internet tarafından yutulmuştur.” Hakan Günday

On üçüncü kattan atlamış, zaten görenler uçak gibiydi diyorlar. Ellerini iki yana açmış, kanatlı gibiymiş. Düştüğünde parçalanmış bedeninin orta yerinde, giydiği tulumun cebinden bu kara kutu çıkmış. Kara kutuya “düşüş nedeni” diye şu notu yazmış: “Pervaneme kuş girdi çıkaramadım…” Cem Mumcu – Üçüncü Sayfa Güzeli

‎'öyle örtülü bakma içimi karıştırıyorsun' Atilla İlhan

“Ben doğru dürüst konuşamadığım, konuşmaktan tat almadığım birine âşık olamam. Konuşmak için de ortak bir dil, ortak bir duyarlılık gerekir değil mi? Ortak dili bulmanın zorluğundan söz ediyorum. Kibir değil bu!”
— Barış Bıçakçı

‎"Eğer bir gün dünya tek bir ülke olursa, şüphesiz ki başkenti Istanbul olur." Napoleon

SON HABERLER

Posted by suber On 7 Mayıs 2012 Pazartesi 0 yorum